E-Bülten

Sözlük

Döviz

1 $ = 3,79 TL
1 € = 4,05 TL
12400115 Ziyaretçi

Dahilde işleme izin belgesi ile geçici olarak ithal ettiği eşyaların muafiyet kapsamından çıkarılması üzerine

7. Daire 2005/2963 E., 2006/1373 K.

"İçtihat Metni"

Temyiz İsteminde Bulunan: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına Gebze Gümrük Müdürlüğü

Karşı Taraf :... Sabun ve Kozmetik Sanayi Anonim Şirketi

Vekili : Av. ...

İstemin Özeti : 30.10.2002 tarihinde iflasına karar verilen davacının, 19.2.1998 gün ve 98/D1-2203 sayılı dahilde işleme izin belgesi ile geçici olarak ithal ettiği eşyaların muafiyet kapsamından çıkarılması üzerine, eşyalara ilişkin olarak hesaplanan ve Beyoğlu İflas Müdürlüğünce sıra cetveline alacak kaydedilen gümrük ve katma değer vergileri, kaynak kullanımını destekleme fonu payı ile cezai faizlerine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada; davalı İdare tarafından verilen birinci savunma dilekçesinde, ihtilaf konusu alacağın, davacının, ithal esnasında vermiş olduğu teminat mektuplarından tahsil edildiği, bu sebeple ortada iptal ve terkini gereken bir alacağın kalmadığının bildirildiği, bu bildirimin ise, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31'inci maddesiyle atıfta bulunulan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 92 ve 95'inci maddelerine göre,"davayı kabul" anlamına geldiği gerekçesiyle verilen, kabul sebebiyle karar verilmesine yer olmadığı ve yargılama giderlerinin davalı taraftan alınarak davacıya verilmesi yolundaki Kocaeli Vergi Mahkemesinin 7.4.2005 gün ve E.2005/3; K:2005/166 sayılı kararının, münhasıran, yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasının; yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi gerektiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir.

Tetkik Hakimi Çağlar IŞIK'ın Düşüncesi: Usul Hukukunda, "davayı kabul" davayı sona erdiren ve kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını doğuran taraf işlemlerinden birisidir Sözü edilen bu müessesede, davayı kabul eden davalı, davacının, dava açmakla ulaşmak istediği sonucu peşinen kabul etmekte, yani, davacının dava yoluyla elde etmeyi amaçladığı sonuca, mahkeme kararına gerek kalmaksızın ulaşmasına neden olmaktadır. Olayda, davacının dava açmakla ulaşmak istediği sonuç, adına tahakkuk ettirilen vergilerin ortadan kaldırılması olduğundan, davanın kabulü de, ancak sözü edilen vergilere ilişkin tahakkuk işleminin, davalı tarafından geri alınması ile mümkün olabilecektir. Oysa, davalı idare, tahakkuk işlemini ortadan kaldırmamış, sadece, davacının dava açmakla iptalini istediği işleme konu vergilerin başka bir yoldan (teminat mektuplarının irada intikali ile) tahsil edildiğini bildirmiştir. Bu bildirimin ise, Usul Hukuku kurallarına göre "davanın kabulü" olarak kabul edilmesi olanaklı bulunmadığından, yargılama hatası yapılmak suretiyle verilen "kabul sebebiyle karar verilmesine yer olmadığı" yolundaki hüküm fıkrası yerinde değil ise de, davacı tarafından temyize gelinmemiş olması; davalı idare tarafından ise, münhasıran yargılama giderlerine yönelik olarak temyiz isteminde bulunulmuş olunması sebebiyle, söz konusu yanlışlık bozma sebebi olarak görülmemiştir.

Yukarıda belirtildiği üzere, hatalı olmakla birlikte, dava hakkında, "kabul sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına" kararı verilmiş olduğundan, yargılama giderlerinin de, tesis ettiği işlemle dava açılmasına sebebiyet veren davalı idareye yükletilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı Mukaddes ARAS'ın Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden; 30.10.2002 tarihinde iflasına karar verilen davacı Şirketin ithal ettiği eşyaların muafiyet kapsamından çıkarılması üzerine eşyalara ait vergi, fon ve cezai faizlere İlişkin işlemin iptali istemiyle, anılan Şirket yetkilileri tarafından verilen 23.6.2003 tarihli vekaletname ile vekil tayin edilen kişi tarafından açılan davada; Mahkemece, idarenin savunmasında, uyuşmazlık konusu alacağın davacı Şirketin ithal işlemi sırasında vermiş olduğu teminat mektuplarından mahsup edilmek suretiyle tahsil edildiği, bu sebeple ortada iptal ve terkini gereken bir alacak kaydı kalmadığının ve bu hususun ilgili yerlere bildirildiğinin belirtilmesi karşısında; bu bildirimin davanın kabulü anlamına geldiği gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığı ve yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesi yolunda tesis edilen mahkeme kararının; yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrası yönünden davalı idarece bozulması istenilmektedir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31'inci maddesiyle göndermede bulunulan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 92'nci maddesinde, kabulün, iki taraftan birinin, diğerinin neticei talebine muvafakat etmesi olarak tanımlanmış, 95'inci maddesinde de kabulün, kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği belirtilmiştir.

İdarece, dava konusu vergilerin teminat mektuplarının irada intikali ile tahsil edildiği yolundaki bildiriminin; açılan dava ile davacı tarafından ulaşılmak istenilen tahakkukun kaldırılması yolundaki sonucu doğurmaması nedeniyle, bu bildirimin mahkemece davanın kabulü olarak kabul edilmek suretiyle, karar verilmesine yer olmadığı yolunda hüküm kurulması yerinde görülmemiş ise de, davacı tarafından temyiz isteminde bulunulmamış olması ve idarenin temyiz isteminin de yalnızca yargılama giderlerine ilişkin olması nedeniyle, bu husus bozma nedeni olarak görülmemiştir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 32'nci ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 440'ncı maddesi hükümleri uyarınca, iflasın açılmasıyla tasfiyeye giren hükmi şahısların hak ve yetkilerinin iflas idaresine geçmesi nedeniyle, olayda 30.10.2002 tarihinde iflasına karar verilen şirketi temsil yetkisi iflas idaresine geçtiğinden, şirketi temsil yetkisi kalmayan yöneticinin vermiş olduğu vekaletnameye dayanılarak vekil tayin edilen avukatın dava açma ehliyeti bulunmamaktadır.

Bu durumda, Mahkemece davanın 2577 sayılı Kanunun 15'İnci maddesi hükmü uyarınca ehliyet yönünden reddi ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekirken, yazılı gerekçeyle verilen kararda hukuka uyarlık görülmediğinden, temyiz isteminin kabulüyle, Mahkeme kararının yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrası yönünden bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince gereği görüşüldü:

Dosyanın incelenmesinden, ... Sabun ve Kozmetik Sanayi Anonim Şirketinin, Beyoğlu İkinci Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.10.2002 gün ve E:2001/132; K:2002/501 sayılı kararıyla iflasına karar verildiği ve aynı gün iflasın açıldığı, davalı Gümrük Müdürlüğünün istemi üzerine, iflas işlerini yürüten Beyoğlu İflas Müdürlüğünce, Şirkete ait olup ödenmeyen borçların sıra cetveline yazılması talebinin kabulü ile yeniden düzenlenen sıra cetvelinin ilan edildiği; sözü edilen borçların varlığından, sıra cetvelinin ilanı ile muttali olunduğundan bahisle, iflasa karar verilmeden önceki Şirket temsilcilerinin verdiği (iflas kararından sonraya rastlayan) 23.6.2003 tarihli vekaletnameye istinaden, vekil vasıtasıyla, tahakkuk işlemlerinin iptali istemiyle dava açıldığı, Mahkemece, davalı İdare tarafından verilen birinci savunma dilekçesinde, ihtilaf konusu alacağın, davacının, ithal esnasında vermiş olduğu teminat mektuplarının paraya çevrilmesi suretiyle tahsil edildiği, bu sebeple ortada iptal ve terkini gereken bir alacağın kalmadığını bildirmesinin, "davayı kabul" anlamına geldiği gerekçesiyle, kabul sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına ve yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği anlaşılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31'inci maddesiyle göndermede bulunulan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 92'nci maddesinde, "kabul, iki taraftan birinin, diğerinin neticei talebine muvafakat etmesidir" şeklinde tanımlanıp, 95'inci maddesinde de kabulün, kati bir hükmün hukuki neticelerini hasıl edeceği belirtilmiştir.

Yukarıda yer verilen hükümlerden de anlaşılacağı gibi, "davayı kabul" davayı sona erdiren ve kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını doğuran taraf işlemlerinden birisidir. Sözü edilen bu müessesede, davayı kabul eden davalı, davacının, dava açmakla ulaşmak istediği sonucu peşinen kabul etmekte, yani, davacının, dava yoluyla elde etmeyi amaçladığı sonuca, mahkeme kararına gerek kalmaksızın ulaşmasına neden olmaktadır. Olayda, davacının dava açmakla ulaşmak istediği sonuç, adına tahakkuk ettirilen vergilerin ortadan kaldırılması olduğundan, davanın kabulü de, ancak sözü edilen vergilere ilişkin tahakkuk İşleminin, davalı tarafından geri alınması ile mümkün olabilecektir. Oysa, davalı idare, tahakkuk işlemini ortadan kaldırmamış, sadece, davacının dava açmakla iptalini istediği işlemin konusu olan vergilerin başka bir yoldan (teminat mektuplarının irada intikali ile) tahsil edildiğini bildirmiştir. Bu bildirimin ise, Usul Hukuku kurallarına göre "davanın kabulü" olarak kabul edilmesi olanaklı bulunmadığından, yargılama hatası yapılmak suretiyle verilen, "kabul

sebebiyle karar verilmesine yer olmadığı" yolundaki hüküm fıkrası yerinde değil ise de, davacı tarafından temyize gelinmemiş olması; davalı idare tarafından ise, münhasıran yargılama giderlerine yönelik olarak temyiz İsteminde bulunulmuş olunması sebebiyle, söz konusu yanlışlık bozma sebebi olarak görülmemiştir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 32'nci maddesinde, hükmi şahısların tasfiyesinde, bunların borçlu bulundukları amme alacaklarını ödeme ve bu Kanun hükümlerinin tatbikiyle ilgili vecibelerin tasfiye memurlarına geçeceği; 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 437'nci maddesinde, iflas halinde, tasfiyenin iflas idaresi tarafından , İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılacağı, Şirket organlarının temsil selahiyetlerinin, ancak, Şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için edecekleri; 440'ıncı maddesinde de, Şirket tasfiye haline girince, organların vazife ve salâhiyetlerinin, tasfiyenin yapılabilmesi için zaruri olan ve fakat mahiyetleri icabı tasfiye memurlarınca yapılamayan muamelelere inhisar edeceği hükme bağlanmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dilekçeler Üzerine İlk İnceleme" başlıklı 14'üncü maddesinin 3'üncü fıkrasında, sırasıyla incelenecek hususlar arasında, "ehliyet" hususu da sayılmış, 15'inci maddesinin l'inci fıkrasının (b) bendinde ise, ehliyetsiz kişi tarafından açılan davanın reddine karar verileceği belirtilmiştir.

Olayda, 30.10.2002 tarihinde iflasına karar verilen Şirket adına tesis edilen işlemlerin iptalleri için, iflas tarihinden sonra, 23.6.2003 tarihinde, Şirketi temsil yetkisi kalmayan kişilerce, Şirket adına verilen vekaletnameye istinaden açılan davanın, ehliyet yönünden reddi ile yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılması gerekirken, bu husus irdelenmeksizin, hatalı olarak verilen, kabul sebebiyle karar verilmesine yer olmadığı yolundaki kararda, yargılama giderlerinin, davalı tarafa yükletilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüne; mahkeme kararının, temyize konu edilen, yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, bozma kararı üzerine verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 26.4.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.