E-Bülten

Sözlük

Döviz

1 $ = 3,58 TL
1 € = 4,02 TL
13794855 Ziyaretçi

Takas Yoluyla Yapılan İthalatta KKDF Uygulama

Av.Ergun YAVAŞ (GM)

TAKAS YOLUYLA  YAPILAN İTHALATTA KKDF UYGULAMASI VE HUKUKA AYKIRILIKLARI

1. Giriş:

 Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünün 2013/21 sayılı Genelgesinde; 12/05/1988 tarihli ve 88/12944 sayılı Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) hakkında Kararnameye ilişkin 6 Sıra no.lu Tebliğin 3'üncü maddesinin 12 numaralı bendinde takasın, fon kesintisi yapılmayacak işlemler arasında sayıldığı, ancak, Takas ve Bağlı Muamele Yoluyla Yapılacak İhracata İlişkin 2006/4 Seri No’lu Tebliğ, İhracat 2008/10 sayılı Tebliğ ile yürürlükten kaldırıldığından halihazırda takasa ilişkin ithalat ve ihracat işlemlerinin takibinin nasıl yapılacağına dair usul ve esasları düzenleyen bir mevzuat bulunmadığı, dolayısıyla söz konusu işlemlerde KKDF istisnası uygulanamadığından bahisle; bankacılık sisteminin kullanılmadığı veya kullanılamadığı durumlarla sınırlı ve bu ülkelerle yapılan ticarete mahsus olmak üzere, ödeme şeklinin takas olarak beyan edildiği hallerde, Genelgede belirtilen şekil şartlarının yerine getirilmesi durumunda söz konusu takas işlemlerinde KKDF kesintisi yapılmayacağı belirtilmektedir.

Bu durumda, Genelgede yer alan ifadelerin mefhumu muhalifinden de anlaşılacağı üzere; bankacılık sisteminin kullanıldığı ülkelerden takas yoluyla yapılan ithalatta KKDF kesintisinin yapılacağı anlaşılmakta olup, gümrük idareleri de bu istikamette uygulama yapmakta ve ek KKDF tahakkuku ve para cezaları yükümlülerce idari yargı mercileri nezdinde dava konusu edilmektedir. Fakat, aşağıda hukuki dayanakları ile birlikte açıklamış olduğumuz gibi, takas yoluyla yapılan ithalatta KKDF kesintisi veya KKDF ödemeyen gümrük yükümlüsü hakkında ek KKDF tahakkuku ile birlikte 4458 sayılı Gümrük Kanunu m. 234/1 hükmü uyarınca para cezası tatbiki hukuka aykırıdır. Şöyle ki;

2. Uluslararası ticarette bir ödeme şekli olarak kullanılan takasa ilişkin usul ve esasları düzenleyen Ekonomi Bakanlığı tebliğinin yürürlükten kaldırılmış olması; takasın bir ticaret şekli olarak kullanımını engelleyen unsur olmayıp; takas uluslararası ticaretin gereği olarak kullanılagelen bir ödeme şeklidir.

T.C. Merkez Bankasının 2004/YB-50 sayılı Genelgesinde ithalatta ödeme şekilleri düzenlenmiş olup, özel takas da bu ödeme şekilleri arasında sayılmıştır (Genelge syf. 9). Genelgenin 2.6’ncı maddesinde özel takas “mal veya hizmet ihraç ve ithalinde tarafların aynı gerçek veya tüzel kişiler olması halinde, mal veya hizmet ihraç bedelleri ile mal veya hizmet ithal bedellerinin, her hangi para hareketi söz konusu olmaksızın kıymet veya tamamen takas (mahsup) edilebilmesi” olarak tanımlanmış ve malların ithalatı sırasında gümrük beyannamesine “özel takas” ibaresinin yazılması gerektiği belirtilmiştir.

Bunun yanında, Hazine Müsteşarlığı’nın 23.07.2009 tarihli, 2009-GNL-I sayılı İhracat ve İthalat Genelgesinin “Mahsup” başlıklı 1.10.1.’inci maddesine göre de; ihracatçının ithalat bedellerini, kısmen veya tamamen mal veya hizmet ihracı bedeli dövizlerle mahsuben ödemesi her hangi bir süre kısıtlaması olmadan bankalarca gerçekleştirilebilir. Ki, yukarıda belirtilen Genelge hükümlerinden takasın ihracat ve ithalatta kullanılan bir ödeme şekli olarak kabul edildiği açıkça görülmekte olup; halihazırda hiç bir hukuki metinde dış ticaret işlemlerinin takas veya bağlı muamele yoluyla yürütülemeyeceğini ön gören her hangi bir hüküm bulunmamaktadır. Şöyle ki;

İhracat Rejimi Kararının 3/b maddesine göre; bağlı muamele veya takas gibi karşılıklı ticaret uygulamalarının usul ve esaslarını belirleme konusunda Dış Ticaret Müsteşarlığı (yeni adıyla Ekonomi Bakanlığı) yetkili kılınmıştır. Söz konusu yetkiye istinaden Dış Ticaret Müsteşarlığınca yürürlüğe konulan (2006/4) sayılı Takas veya Bağlı Muamele Yoluyla Yapılacak İhracata İlişkin Tebliğ hükümleri uyarınca; takas veya bağlı muamele izinleri ilgili ihracatçılar birliği genel sekreterliğine yapılan başvuru üzerine sonuçlandırılmakta ve takas veya bağlı muamelede karşılıklı ödeme yükümlülüklerinin eşit olması gerekmektedir. Fakat, söz konusu Tebliğ (2008/10) sayılı İhracat Tebliği ile yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır.

Anılan Tebliğin, 2008/10 sayılı Tebliğ ile yürürlükten kaldırılması akabinde, takas yoluyla yapılacak ihracatın usullerini düzenleyen her hangi bir hukuki metin mevcut olmadığından; takas yoluyla ihracat ve mukabil ithalat, yukarıda belirtilen Merkez Bankası Genelgesi ve Hazine Müsteşarlığı’nın İhracat ve İthalat Genelgesinde ön görülen tanım ve usuller kapsamında cereyan etmiştir.

3) Takas yoluyla yapılan ithalatta mal bedeli peşin ödeme şekliyle ödenmiş olduğundan, kural olarak bu ithalatta KKDF kesintisi yapılması hukuken mümkün bulunmamaktadır.

Takas yoluyla yapılan ithalata konu mal bedeli, buna mukabil eşyanın önceden ihracı suretiyle ayni olarak ödenmiş olduğundan, mal bedelinin “peşin ödeme” şekliyle ödenmiş olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, 88/12944 sayılı Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu Hakkında Kararın KKDF kesintilerinin uygulamaya devam olunacağına ilişkin halihazırda yürürlükte bulunan hükümleri uyarınca; kabul kredili, mal mukabili ve vadeli akreditif ödeme şekillerine göre yapılan ithalatta mal bedelinin % 6’sı oranında KKDF kesintisi yapılmaktadır (m. 3). Bu durumda, peşin ödeme şekliyle yapılan ithalatta KKDF kesintisinin yapılamayacağı açıkça ortadadır.

Diğer taraftan, KKDF’yi ihdas eden 88/12944 sayılı KHK.m. 4/12’de; takas yoluyla yapılan ithalatta KKDF kesintisi yapılmayacağı da belirtilmektedir. Maddenin açık hükmüne rağmen, takas yoluyla yapılacak ihracatın usullerini düzenleyen (2006/4) sayılı Tebliğin yürürlükten kaldırılmış olduğu gerekçesiyle idarenin bir iç tasarrufu niteliğindeki genelge ile KKDF ihdas edilmesi Anayasa m. 73/3 ve 167/2 hükümlerine aykırı şekilde mali yükümlülük konulmasından ziyade bir uygulama değildir. Ayrıca, takas tebliğinin yürürlükten kaldırılmış olması, dış ticaret işlemlerinin takas yoluyla ikmal edilemeyeceği sonucunu doğurmamaktadır. Tebliğ, yalnızca usulü işlemlere ilişkin kuralları ihtiva etmekte iken, bu kuralların yürürlükten kaldırılmış olması, takas yoluyla ödeme şeklinin bundan böyle kullanılamayacağı anlamına gelmemekte olup, söz konusu düzenlemeden takas yoluyla ticaretin genel kurallara göre yürütüleceği sonucuna varılması gerekmektedir.

Esasında, takas tebliğinin yürürlükten kaldırılmasında idarenin amacı; yeni bir mali yükümlülük ihdas etmek olmayıp, uluslararası ticaretin önündeki engellerin ve hatta Ülkemiz ihracatının arttırılmasına mütealliktir. Ki, takas yoluyla yapılan ithalatta mal bedeli mukabilinde önceden mal ihracı yapılmakta olup, söz konusu ticarete ilişkin sıkı kuralların kaldırılması ihracatın kolaylaştırılması sonucunu doğuracağından, düzenlemenin ihracatın önündeki bürokratik engellerin hafifletilmesi amacına yönelik olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca, 88/12944 sayılı KHK.m. 4/12 ile KHK Koyucu Bakanlar Kurulu’nun amacı, mal ihracı suretiyle bedeli peşin ödenen takas yoluyla yapılan ithalat konusu mal bedelini KKDF kesintisinden müstesna tutarak, hem ihracatı arttırmak hem de KHK’nin mantığına uygun olarak her hangi bir surette kredilendirilmeyen ve kendi ekonomik gücü veya öz sermaye kaynakları ile ithalat yapan ihracatçıyı koruyarak; Ülkemiz cari açığında meydana gelebilecek artışın önüne geçmektir.

4) Takas Tebliğinin yürürlükten kaldırılmasının sebebi, 32 sayılı Karar’da yapılan değişiklikle ithalat ve ihracatta kambiyo takibine son verilmesinden mütevellit; tali mevzuat niteliğindeki takasta kambiyo takibini ön gören kurallara son verilmesi olup; söz konusu değişiklikte takas yoluyla yapılan ithalattan KKDF tahsili amacı bulunmamaktadır.

1567 sayılı Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkındaki Kanuna bağlı 32 sayılı Karar’da, ithalat ve ihracat bedellerinin ödenmesine ilişkin olarak kambiyo takibi ön görülmekte idi. Fakat, ithalatta kambiyo takibi 2006/10179 sayılı KHK ile ihracatta kambiyo takibi de 2008/13186 sayılı KHK ile 32 sayılı Kararda yapılan değişikliklerle yürürlükten kaldırılmış bulunmaktadır. Takas yoluyla yapılan ithalat bedelinin ödenmesi, öncelikle takas yoluyla ihracat yapılmasına bağlı olduğundan; takas işleminin başlaması takas yoluyla ihracata bağlıdır. Dolayısıyla, takasta Kambiyo Hukuku hükümleri ihracatın gerçekleştirilmesi ile tatbik kabiliyeti kazanır. 32 sayılı Kararda yapılan değişikliklerle ithalat ve bilahare ihracatta kambiyo takibi kaldırıldığına göre; tamamen Kambiyo Hukukunun konusunu oluşturan takas düzenlemesi, takas yoluyla gerçekleştirilen ödeme şekline ilişkin kuralları düzenlediğinden ve söz konusu değişiklik akabinde ithalat ve ihracatta her hal ve karda mal bedelinin ödenmesine ilişkin hiç bir kurala ihtiyaç kalmadığından; 32 sayılı Kararda yapılan değişikliğe müteakiben 12.07.2008 tarihi itibariyle takas tebliği yürürlükten kaldırılmıştır.

Görüldüğü gibi, takasa ilişkin düzenlemeler tamamen Kambiyo Hukukuna müteallik olup, takas tebliğinin yürürlükten kaldırılması, KKDF gibi bir mali yükümlülük ihdası amacı taşımamaktadır.

5) 88/12944 sayılı KHK’ya göre takas yoluyla yapılan ithalat KKDF’den müstesna tutulmuş iken, Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün Genelgesi ile KKDF ihdası hukuka aykırıdır.

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, KKDF’yi ihdas eden 88/12944 sayılı KHK.m. 4/12’nin yanında, 6 sıra no’lu KKDF Hakkında Tebliğin 3/12’nci maddesi ile takas yoluyla yapılan ithalat işlemleri KKDF’den müstesna tutulmuştur.

Fakat, Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün Takas İşlemlerinde KKDF Kesintisi Yapılmayacak Durumlar Hakkındaki (2013/21) sayılı Genelgesi ile; 88/12944 sayılı KHK ve KKDF’ye İlişkin 6 Sıra No’lu Tebliğ’de; takas, fon kesintisi yapılmayacak işlemler arasında sayıldığından ve Takas ve Bağlı Muamele Yoluyla Yapılacak İhracata İlişkin (2006/4) sayılı Tebliğ (2008/10) sayılı Tebliğ ile yürürlükten kaldırılmakla; halihazırda takasa ilişkin ithalat ve ihracat işlemlerinin takibinin nasıl yapılacağına dair usul ve esasları düzenleyen bir hukuki metin bulunmaması sebebiyle söz konusu işlemlerde KKDF istisnasının uygulanamadığı belirtilmekte olup; Genelgede yer verilen görüşün mefhumu muhalifinden, bankacılık sisteminin kullanılmadığı veya kullanılamadığı durumlar ve bu ülkelerle yapılan ticaret haricinde, ödeme şeklinin “takas” olarak beyan edildiği hallerde KKDF kesintisinin yapılacağı sonucu ortaya çıkmaktadır. Halihazırda, gümrük idareleri de bu istikamette işlem tesis etmektedirler.

Anılan Genelge hükmü; takas yoluyla yapılan ithalat işlemlerinde KKDF tahsil edilmeyeceğini ön gören 88/12944 sayılı KHK.m. 4/12’nin yanında, 6 sıra no’lu KKDF Hakkında Tebliğin 3/12’nci madde hükümlerine açıkça aykırıdır. Anayasa ve Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına bağlı olarak; BKK, tüzük ve yönetmelik gibi idarenin düzenleyici işlemleri arasında yer almadığından, söz konusu Genelgenin iptali talebiyle idari yargı yoluna gidilmesi söz konusu olmamakla birlikte, tabii olarak Genelge uyarınca ikmal edilen idari işlemlerin iptali talebi ile idari yargı mercilerine başvurulması mümkündür. Bunun yanında, Anayasa, KHK ve Tebliğ hükümlerine açıkça aykırı olan Genelgenin “yok” hükmünde olduğunun ve “kanunsuz emir” niteliği taşıdığının kabulü gerektiği düşüncesindeyiz.

Ki, Anayasa m. 73/3’e göre; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Bununla birlikte, Anayasa’nın 167/2’inci maddesine göre de; ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek malî yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırma konusunda kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir. Söz konusu yetkiye dayanarak, Bakanlar Kurulunca 88/12944 sayılı KHK ile KKDF gibi bir ek mali yükümlülük ihdas edilmiştir.

Görüldüğü gibi, idarenin, üst hukuki metinlerin uygulamasını gösteren iç tasarrufu niteliğindeki Genelge gibi bir metinle; Anayasaya da aykırı bir şekilde KKDF ek mali yükümlülüğünü ihdas etmiş olduğu açıkça ortadadır. Ki, gerek 88/12944 sayılı KHK gerekse buna ilişkin Tebliğde, takas yoluyla yapılan ithalatın KKDF’den müstesna olduğu açıkça belirtilmiş olmasına rağmen; idare, hukuka aykırı bir şekilde genelge yoluyla bu nev’i bir tasarrufta bulunma cihetine gitmiştir.

Diğer taraftan, Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün Genelgesinde, takas yoluyla yapılan ithalatta KKDF tahsiline gerekçe olarak da; Takas ve Bağlı Muamele Yoluyla Yapılacak İhracata İlişkin (2006/4) sayılı Tebliğin yürürlükten kaldırılması nedeniyle halihazırda takasa ilişkin ithalat ve ihracat işlemlerinin takibinin nasıl yapılacağına dair usul ve esasları düzenleyen bir mevzuat bulunmaması hususu gösterilmiştir. Söz konusu gerekçe, Kambiyo Hukukuna aykırıdır. Şöyle ki;

Genelgede takasın bir ödeme şekli olduğu kabul edilmektedir. Ki, takas yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, serbest dolaşıma giriş rejimine konu mal bedelinin önceden ihraç edilen mal ile ayni olarak ödenmesi şeklinde uluslararası ticarette cereyan eden bir ödeme şeklidir. Yine yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında 32 sayılı Karar’da 2006/10179 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle ithalatta kambiyo takibi, 2008/13186 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle de ihracatta kambiyo takibi kaldırılmış bulunmaktadır. Nihai olarak, 2008/13186 sayılı KHK ile ihracatta kambiyo takibinin kaldırılması akabinde, gerek ithalatta gerekse ihracatta kambiyo takibini düzenleyen (2006/4) sayılı Tebliğe ihtiyaç kalmadığından, söz konusu tebliğ (2008/10) Tebliğ ile yürürlükten kaldırılmıştır. Çünkü, takasta kambiyo takibini düzenleyen Tebliğin yürürlükte tutulmasının 32 sayılı Karar hükümlerine aykırılık oluşturması nedeniyle, söz konusu Tebliğin yürürlükten kaldırılmış olduğu aşikardır. Böylelikle, bağlı muamele veya takas gibi istisnai dış ticaret işlemlerinde kambiyo takibine ihtiyaç bulunmadığı ortadadır.

Takas tebliğinin yürürlükten kaldırılmasının, takas yoluyla yapılan ithalattan KKDF tahsili sonucunu doğurmayacağı ortada iken; Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 2013/21 sayılı Genelgesinde; halihazırda takasa ilişkin ithalat ve ihracat işlemlerinin takibinin nasıl yapılacağına dair usul ve esasları düzenleyen bir mevzuatın mevcut olmadığı gerekçe gösterilerek, takas yoluyla yapılan ithalat üzerine KKDF ihdası, Kambiyo Hukukuna aykırıdır. Ki, 32 sayılı Kararda yapılan değişiklikler akabinde, bütün ithalat ve ihracat bedellerinin kambiyo takibi uygulamasına son verilmiş bulunmaktadır.

 

6) KKDF ek tahakkukunda GK.m. 234/1-b’de ön görülen para cezası tatbiki; Anayasaya, Gümrük Kanununa ve 88/12944 sayılı KHK hükümlerine aykırıdır.

Halihazırda, gümrük idareleri, takas yoluyla yapılan ithalatta ödenmeyen KKDF’ye ilişkin olarak; KKDF’yi gümrük (ithalat) vergisi addetmek suretiyle, Gümrük Kanunu m. 234/1-b uyarınca ek tahakkuka konu KKDF’nin üç katı tutarında para cezası tatbik etmekte iseler de; (2014/6852) Vadeli İthalatta Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu Kesintilerinin Takip ve Tahsiline Dair Karar ile KKDF kesintilerinin takip ve tahsilinin Gümrük Kanunu hükümlerine göre yapılacağı ve noksan ödenen KKDF’ye ilişkin olarak Gümrük Kanunu hükümleri uyarınca ceza uygulanacağına dair düzenlemeye rağmen; idarece yapılan kontrol ve denetleme sonucunda hiç ödenmediği veya noksan ödendiği tespit olunan KKDF’ye ilişkin olarak uygulanması amaçlanan Gümrük Kanunu m. 234/1 hükmü uyarınca ceza tatbiki hukuka aykırıdır.

 

6/a) Gümrük Kanunu m. 234/1-a hükmüne aykırılık:

Gümrük Kanunu m. 234/1-a hükmü uyarınca para cezası tatbik edilebilmesi için; idarece yapılan muayene, kontrol veya denetleme sonucunda; eşyanın vergilendirme unsurlarını etkileyen gümrük tarifesinde veya miktarında beyana nazaran bir aykırılığın tespit edilmiş olması gerekir. Önceki uygulamada, Merkez Bankası genelgelerinde de zikredilmiş olduğu üzere KKDF mal bedeli üzerinden tahsil edildiğinden ve GK.m. 234/1-a hükmü mal bedeline ilişkin bir cezai müeyyideyi de düzenlemediğinden, noksan ödenen KKDF’ye ilişkin olarak anılan bent hükmün ihlal edildiğinden söz etmek mümkün değildir.

 

6/b) Gümrük Kanunu m. 234/1-b hükmüne aykırılık:

GK.m. 234/1-b’nin tatbik kabiliyetinin sınırlarını aşağıda kısaca değinmek istiyoruz.

Bent hükmünde;

“Serbest dolaşıma giriş rejimi veya kısmi muafiyet suretiyle geçici ithalat rejimine tabi tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya teslimden sonra kontrol sonucunda;

Kıymeti üzerinden ithalat vergilerine tabi eşyanın beyan edilen kıymetinin, 23 ila 31’inci maddelerde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymete göre noksan bulunduğu takdirde, bu noksanlığa ait ithalat vergilerinden başka vergi farkının üç katı para cezasının alınacağı”

Ön görülmektedir.

Madde metninde aynen yer aldığı gibi, serbest dolaşıma giriş rejimine konu eşyaya ilişkin olarak GK.m. 234/1-b’de ön görülen para cezasının tatbik edilebilmesi için, eşyanın gümrük kıymetinin noksan beyan edilmiş olması gerekir. Bu durumda, ithal eşyasının gümrük kıymetinin hangi unsurlardan oluştuğunun açıklanması zarureti ortaya çıkmaktadır.

İthal eşyasının gümrük kıymeti, eşyanın satış bedelidir. Satış bedeli, ihraç amacıyla yapılan satışta, fiilen ödenen veya ödenecek fiyattır (GK.m. 24). Yani, eşyanın mal bedeli olarak gümrük kıymetine dahil edilecek asli unsur, söz konusu eşyanın fiilen ödenen veya ödenecek olan fiyatıdır.

İthal eşyasına ilişkin olarak, eşyanın gümrük kıymetini arttıran ve bu kıymete ilave edilmesi gereken işçilik, malzeme gibi giderlerin yanında; eşyanın Türkiye’deki giriş liman veya yerine kadar yapılan nakliye ve sigorta giderleri ile eşyanın giriş liman veya yerine kadar yapılan yükleme ve elleçleme giderleri de eşyanın gümrük kıymetini oluşturan unsurlar arasında yer almaktadır (GK.m. 27/1-e).

KKDF’nin, eşyanın Türkiye’deki giriş liman veya mahalline varışından sonra onun ödeme şekline bağlı olarak tahakkuk ettirilen bir mali yükümlülük olduğu ve hatta halihazırdaki idari uygulamaya göre Türkiye Gümrük Bölgesine ulaşmış malın bedelinin serbest dolaşıma giriş beyannamesinin tescilinden önce ödenmiş olması kaydıyla bu mali yükümlülüğün konusunu teşkil etmeyeceği hukuki ve fiili gerçeğinden hareketle; KKDF’nin, eşyanın gümrük kıymetini oluşturan unsurlar arasında yer almadığı açık olup; bu nedenle, ithalat esnasında ödenmediği iddia edilen KKDF’ye ilişkin olarak Gümrük Kanunu m. 234/1-b’de ön görülen para cezasının tatbiki mümkün değildir.

6/c) Anayasaya hükümlerine aykırılık:

Yukarı değinmiş olduğumuz gibi, Anayasa m. 73/3’e göre; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Anayasa’nın 167/2’nci maddesine göre de; ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek malî yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir. Dolayısıyla, Bakanlar Kurulunca KHK’lerle dış ticaret işlemleri üzerine ancak vergi ve benzeri yükümlülükler haricindeki “ek mali yükümlülükler”in konulabileceği açıktır. Bu durumda, BK’nca konulan ek mali yükümlülüklerin “vergi” olarak tabir edilemeyeceği veya “vergi” kavramı içinde yer almayacağı da Anayasanın açık hükmüdür. Bu itibarla, 88/12944 sayılı KHK ile ihdas edilen KKDF’nin de vergi ve benzeri mali yükümlülükler haricinde kalan bir ek mali yükümlülük olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır.

Fakat, GK.m. 234/1-b’de ön görülen para cezasının tatbik edilebilmesi için ortada bir verginin veya ithalat vergisinin mevcut olması gerekmektedir. Ki, bentte açıkça “kıymet noksanlığına ait ithalat vergileri”nden bahsedilmektedir. KKDF’nin bir vergi olmadığı hususu, Anayasa m. 167/2’nin açık hükmü olduğuna; bu itibarla ortada idarece tahsili gereken bir vergi veya ithalat vergisi mevcut olmadığına göre; KKDF üzerinden GK.m. 234/1-b’de ön görülen idari para cezası tatbiki Anayasa hükmü gereği mümkün bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, 5911 sayılı Kanunla GK.m. 3’de yer alan “ithalat vergileri” tabirinin içine “mali yükler” tabirinin konulması ve 6455 sayılı Kanun ile de GK.m. 234’de yer alan “gümrük vergisi” tabirinin “ithalat vergisi” olarak değiştirilmesi akabinde; gümrük idarelerince, KKDF de “ithalat vergisi” olarak addedilerek, KKDF ek tahakkuklarında GK.m. 234/1-b’de ön görülen para cezasının tatbiki cihetine gidilmekte ise de; söz konusu uygulama Anayasa’ya aykırıdır. Şöyle ki; Anayasa m. 167/2 dış ticaret işlemlerinde Bakanlar Kurulunca ihdas edilebilecek mali yükümlülükleri belirler iken “vergi ve benzeri mali yükümlülükler” ve bunların haricinde kalan “ek malî yükümlülükler” olmak üzere iki ayırım yapmıştır. GK.m. 3/9’da yapılan “ithalat vergileri” tanımı içinde yer alan “mali yük” tabirinden kastedilen de “vergi benzeri” mali yüklerdir. KKDF, vergi ve benzeri mali yükümlülük olmadığına göre; KKDF ek tahakkuklarında GK.m. 234/1-b’nin tatbiki mümkün bulunmamaktadır. Hal böyle iken, idarenin genelge ile aksi istikametteki yorumundan mütevellit işlem tesisinin de GK.m. 3/9 ile Anayasa m. 167/2 hükmüne açıkça aykırı olduğu hususunu tartışmaya mahal vermeyecek ölçüde ortadadır.

 

6/d) 88/12944 sayılı KHK hükümlerine aykırılık:

KKDF’yi ihdas eden 88/12944 sayılı KHK.m. 8’de sonradan geri istenen KKDF’ye ilişkin olarak fona yatırılması gereken tarih ile fona yatırıldığı tarih aralığındaki süre için yürürlükte bulunan cezai faiz oranlarının uygulanacağı; cezai faiz oranının kanuni faiz oranının iki katı olacağı ön görülmüş ve KKDF’nin tahsil usulü 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine bağlanmıştır.

Bilindiği gibi, vadesi geçmiş veya gecikmeli amme alacağının tahsilinde esas olan; AATUHK.m. 51’de ön görülen gecikme zammının uygulanmasıdır. Fakat, 88/12944 sayılı KHK ile KKDF’ye münhasıran gecikmeli KKDF’nin tahsilinde 6183 sayılı Kanun m. 51’de belirlenen gecikme zammı yerine kanuni faiz oranın iki katının uygulanacağı ön görülmüştür. Söz konusu düzenlemenin sebebi, vadesinde ödenmeyen KKDF’ye ilişkin olarak başka her hangi bir müeyyide ön görülmemiş olduğundan, KHK koyucunun yaptırım uygulama amacı taşımasıdır. Diğer bir ifade ile vadesinde ödenmeyen KKDF’nin müeyyidesi yüksek faiz oranlarının tatbiki olup, bunun dışında örneğin ithalat işlemlerinde GK.m. 234/1-b’nin tatbiki hukuken mümkün bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, cezai müeyyidesi, kendisini ihdas eden hukuki metinde ön görülmüş olan bir mali yükümlülüğe ilişkin olarak; söz konusu mali yükümlülüğün bünyesine ve ihdas amacına uygun olmayan başka bir hukuki metinle ceza ihdası; işlenmiş olan bir fiile mükerrer ceza tatbikinin hukuka aykırılığını ortaya koymaktadır.

 

7) Sonuç:

Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

Anayasanın 2’nci maddesinde yer alan “hukuk devleti” prensibinde ifadesini bulan “hukuki güvenlik” ve “idari istikrar” prensiplerinin bir sonucu olarak; resmi gazetede yayımlanmak suretiyle önceden konulmuş, bilinir ve belirlenebilir hukuk kurallarına itimat edip bunlara uygun hareket ederek gümrük beyanında bulunan kişilerin sonradan cezai müeyyideye maruz bırakılmasının; bu kişilerin idareye olan güvenini sarsacak seviyede bir işlem olduğunun kabulü gerekir.

Bu nedenle, idarenin; her hangi bir hukuki değerinin olmamasının yanında, alt idari birimlerin buna istinaden hukuka aykırı idari işlem tesisine yol açmak suretiyle bu idari birimlerle muhatap olan kişilerin mağduriyetine sebep olan (2013/21) sayılı Genelgeyi ivedilikle yürürlükten kaldırması gerekmekte olup; bu zaruret, Ankara Antlaşmasından bu yana süregelen ve 1/95 sayılı OKK ile nihayete eren; bunun yanında GATT Anlaşmasının VII’nci maddesi ile buna istinaden iktibas edilmiş olan Gümrük Kanunu m. 23-31 hükümlerinin bir sonucu olmakla birlikte; gerek DTÖ ve AB gerekse Dünya Gümrük Birliği nezdinde Ülkemizi şikayet etme iradesini taşımayan, Ülkemiz dürüst ticaret erbabının korunması gerektiği istikametindeki kanaatimi de zikrediyorum.



[1] Avukat-www.ergunyavas.com